Ülkede nüfusun yoğun olduğu saha Avrupa kesimi olup burada toplam nüfusun % 70'i yaşamaktadır. Buna karşılık doğal kaynaklar yönünden zengin olan Doğu ürallar seyrek nüfusludur. Hâlen ülkedeki nüfusun dörtte üçü kentlerde yaşamaktadır. Kentleşmedeki artış, 1928 ve 1970'Ii yıllar arasındaki hızlı sanayileşmeye bağlı olarak gerçekleşmiş ve bu dönem içinde çok sayıda yeni kent kurulmuştur. Buna karşı kırsal nüfusta çok az değişme, hatta bazı bölgelerde nüfus azalması meydana gelmiştir. Kırsal nüfusun dağılışında ülke ölçüsünde önemli değişme görülmektedir.
Ekonomisi: Çarlık döneminde Rusya'da kölelik rejimi ve toprak ağaları bulunmaktaydı. Yani köylüler, mülk sahibi olmayıp toprak sahiplerinin emrinde çalışıyorlardı. Bolşevik devrimi ile topraklar, ağaların elinden alınarak köylülere eşit olarak dağıtıldı ve köylülerin borçlan silindi. Beş yıllık planlar yapılarak tarım ve sanayi alanında gelişme hedefleri belirlendi. Rusya'nın 1920'lerde üretimi 1900'lü yılların başlarına göre son derece azalmıştı, halk açlık ve sefalet içindeydi. 1925'ten itibaren tarım ürünlerinde önemli artışlar oldu. ülkede binlerce fabrika yapıldı, sanayi malları üretiminde büyük artışlar sağlandı. Ülkedeki çiftçilerin % 60 kadarının çalıştığı 210bin kolhoz oluşturuldu. Bu kolhozlarda 6bine yakın makine ve traktör istasyonu hizmete girdi. Eğitim öğretim alanında da önemli ilerlemeler sağlandı. 1960'lardan itibaren tarım ürünleri üretiminde ciddi bir gerileme yaşandı. 1970'li yıllarda sanayi ürünleri üretimi alanında dünyada ilk sıralara yükseldi. Dışa açılma politikası başlatıldı. ABD ile SALT 1 antlaşması imzalandı.
Maden yatakları: Tarımsal kaynakları sınırlı olan ülke, önemli yeraltı zenginliklerine sahiptir. Demir, kurşun, çinko ve petrol üretimi yönünden dünyada önde gelen ülkeler arasındadır. Oldukça zengin krom, bakır, kalay ve elmas yataklarına sahiptir. Zengin kömür yatakları; hâlen Ukrayna sınırları içinde kalan Karadeniz kuzeyindeki Donetsk Havzası'nda ve Batı Sibirya ovasının güneyinde Kuznetsk, Moskova ve Urallar'da bulunur.
Ülke zengin petrol ve doğal gaz yataklarına sahiptir. Bunların başında Volga-Ural ve Batı Sibirya ovası gelir. Doğal gaz yatakları, Obi nehri boyunca bulunmaktadır. Buradaki doğal gaz, boru hatları ile başta Moskova olmak üzere önemli kentlere gönderilmektedir.
Tarım: Rusya'da tarım öteden beri, güçlükle yapılmaktadır. Tarımsal üretim, sıcaklık ve yağış şartlarına bağlı olarak önemli değişme gösterir. Şöyle ki, kuraklık ve İlkbahar sonunda meydana gelen don olayları tahılların verimini düşürür. Sonbahar başlarındaki don olayları ve erken kar düşmesi, mahsulün olgunlaşmasını ve tarlalardan toplanmasını önemli ölçüde engeller. Ayrıca hantal işleyen devletçilik sistemi, ürünlerin toplanma, taşıma ve pazarlamasını, tarımsal ürünlerin değerlendirilmesini engellemektedir.
Sanayi: Dağılan Sovyetler Birliği sanayiinin önemli bir kısmı hâlen Rusya Federasyonu topraklarında bulunmaktadır. Esasen Rusya'daki zengin doğal kaynaklar, sanayinin gelişmesi için olumlu şartlar arzetmektedir. Sovyetler Birliği dağılmadan önce sanayi için gerekli olan kalay, bakır ve kauçuk ürünleri ithal edilmekte, nükleer enerji üreten radyoaktif maddeler, Doğu Almanya ve Çakoslovakya'dan karşılanmaktaydı. Dağılma sonucu Rusya; Kazakistan'dan gelen kok kömürü, demir ve tahıl, Orta Asya'dan sağlanan pamuk gibi bazı ham madde kaynaklarını ve maden yataklarını kaybetti. Bununla beraber ülke hâlâ zengin hidroelektrik potansiyele, kömür, petrol ve doğal gaz yataklarına sahiptir. Meselâ dünya doğal gaz yatağının üçte biri bu ülkededir. Geniş saha kaplayan tayga ormanlarından önemli ölçüde kereste ve kağıt sanayi için ham madde temin edilmektedir.
KAFKASYA BÖLGESİ
Büyük bir bölümü Rusya Federasyonu içerisinde kalan Kafkas dağlarının yer aldığı bölge, hem doğal ortam hem de sosyal ve ekonomik açıdan çevredeki bölgelere göre aynı bir ortam oluşturur.
Kafkas dağları, Karadeniz ile Hazar Denizi arasında 1200 km uzunlukta olup Rusya Federasyonu'nun güney sınır kesimini oluşturur. Yüksek zirveleri 5000 m'yi aşan Kafkasların batısında Karadeniz'e doğru olan dar kıyı düzlükleri uzanır. Kuzeyde ise Hazar ve Karadeniz arasında uzanan Maniç oluğu yer alır. Su bölümü çizgisi; Gürcistan, Azerbaycan ve Rusya arasından geçer. Dik olan Kafkas dağlarının güney yamaçlarından Azerbaycan ve Gürcistan'a geçilir.
Kafkas dağlarının en yüksek kesimini, tüm Kafkasların dörtte üçünü kapsayan Orta Kafkaslar veya Büyük Kafkaslar oluşturur. Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan arasında ise Küçük Kafkaslar yer alır. Kafkas dağlarının en yüksek zirveleri orta bölümdedir. Burada başlıca yüksek tepeler şunlardır: Elbruz (Rusya kesiminde) 5642 m, Usbha (Gürcistan kesiminde) 4700 m, Şhara (Gürcistan) 5068 m, Dihzan (Rusya kesiminde) 5204 m, Kazbek (Gürcistan'da) 5033 m daha doğuda olanlar 4493 m ve 4466 m'dir.
Özellikle Orta Kafkaslar, sadece coğrafi yönden değil etnik ve politik açıdan da güney ve kuzeydeki bölgelerden tamamen farklıdır. Burada Dombay ve Baksan vadileri önemli turistik bölgeler arasındadır.
Orta Kafkaslarda "Kafkasya Mineral Sulan" denilen bölgede çok sayıda kaynak vardır. Rusya'nın önemli bir rekreasyon ve turistik alanı olan bu bölgede sana¬toryumlar ve oteller yapılmıştır. Moskova ve Petersburg'dan dinlenerek ve yürüyüş yaparak tatillerini geçinmek için gelen turistlere de rastlanılır. Kafkas¬lardaki Pyatigorsk, Kislovodsk, Yessentuki ve Zheleznovodsk önemli turistik merkezler arasındadır. Buranın doğal güzellikleri dillere destan olmuş, bazı yazarlar ilham kaynaklarını buradan almışlardır. Bu bölgede 130'un üzerindeki kaynaktan bir günde 60 milyon litre su çıkmaktadır; şifalı su ve kaplıcaların adele, kemik, kas, sinir sistemi, deri ve kalp hastalıklarına iyi gelmektedir.
Tarihi:Çarlık Rusyası döneminde Ruslar ve özellikle kölelikten kurtulan Rus köylüleri, Aşağı Terek nehri bölgesine yerleşmeye başlamışlardır. 1550'li yıllarda Çar Ivan (Korkunç İvan) ile Kabartay prensinin kızı Maria Temrukova' nın evlenmesi üzerine Rus askerî güçleri bölgeye ulaşmışlardır. Bölgede, Rusların güçlenmesi, Osmanlıların etkisi gittikçe azalmasına neden olmuştur. Nitekim Ruslar, 19. yüzyılında başlarından itibaren Kafkasya'da etkinliklerini ve genişlemelerini sürdürmüşlerdir. Buna karşı Kafkaslardaki savaşçı Müslüman Türk toplumlar, Rusların yayılmalarını önlemek amacıyla Ruslarla uzun yıllar gerilla savaşı yapmışlardır. Kafkaslarda yaşayan toplumlar, Rusların istilâ ve baskılarına karşı sürekli olarak direniş göstermişlerdir.
19. yüzyılda Dağıstanlılarla Çeçenlerin birleşmesini sağlayan Şeyh Şamil, Ruslarla 30 yıl kahramanca savaşmıştır. Fakat Rus kuvvetleri, Şeyh Şamil'in kumanda ettiği Türk kuvvetlerini, Dağistan'daki Gunib'te 15 gün kuşatma altında tutmuşlardır. 1859'da meydana gelen bu yenilgiden sonra birçok müslüman toplum Osmanlılara sığınmıştır. Böylece Şeyh Şamil'in kurmaya çalıştığı "Kuzey Kafkasya Devleti" girişimi, Kafkasya'daki Hristiyan toplumların destek vermemesi nedeniyle gerçekleşmemiştir.
1940'lı yılların başlarından itibaren Stalin'in emriyle Balkar, Çeçen, İnguş ve Karaçaylıların çoğu Orta Asya ve Sibirya'ya sürgün edilmiştir. Bunun altında yatan sebep, Kafkaslarda yaşayan Müslüman-Türk toplumların 2. Dünya Savaşın'da Almanlarla birleşmelerini engellemeye yönelik idi. Sürgün edilen toplumların arazilerine, mal ve mülklerine el konulmuştur. Hatta Türklerin yaşadığı ülkeler, başka toplumlar tarafından işgal edilmiştir.
Stalin'in ölümünden kısa bir süre sonra devletin başına gelen Khruschev (Kruşcev), 1956'da yukarıda bahsedilen grupların ülkelerine dönmesine müsaade etmiştir. Bundan sonra geriye kalan Sovyet döneminde diktatörlük ve baskıcı rejimin sindirme (asimilasyon) politikası önemli ölçüde ortadan kalkmıştır.
|